28.01.2010

100 yaşına kadar yaşamak...

TED.com'un düzenli takipçisiyim. Daha öncede beğendiğim konuları burada paylaştım, paylaşmaya devam ediyorum. Yeni konu 100 yaşına kadar yaşamak. Dan Buetthner ve ekibi Dünya'da ortalama yaşam beklentisinin 100'ün üzerinde olduğu bölgeleri saptayıp, burada yaşayan insanların alışkanlıklarını analiz ederek bir formüle ulaşmaya çalışmışlar. Sunumun tamamını buradan izleyebilirsiniz. Aşağıda benim sunumdan çıkardığım satır başları var;


- 4 tane mavi bölge bulunmuş. Bunlar Sardunya adasının Nuoro bölgesi, Okinawa takım adalarının kuzeyinde, Loma Linda Kaliforniya'daki Adventist tarikatı üyeleri ve Kosta Rika'da bir bölge.


- Yaşayacağımız süre üzerinde genlerimizin %10, yaşam alışkanlıklarımızın %90 etkisi var. Yani sülalenin geneli uzun süre yaşadığı için bizimde uzun süre yaşayacağımız garanti değil. Ama 100 yaşını geçmek için genlerinizin de desteğine ihtiyacınız var.

- 65 yaşındaki bir insan 12 yaşındaki bir insandan ortalama olarak 125 kat daha hızlı yaşlanıyor.

- Ortalama bir insanın vücudunun yaşam potansiyeli yaklaşık 90 yıl. Fakat bir çok ülkede yaşam beklentisi bu sürenin altında. Bu çalışmanın amacı insanları bu potansiyellerine daha da yaklaştırmak.

- İnsanın hayatındaki iki tehlikeli yıl var. Bunlardan birisi ilk doğdunuz yıl, ikincisi emekli olduğunuz yıl. İkisinde de ölüm oranı diğer yıllara göre çok yüksek.

- Konuyla çok alakası yok ama çim ile beslenen hayvanlarda Omega3, mısır ile beslenen hayvanlarda Omega6 daha çok oluyor.

Çalışma sonucunda bu insanların alışkanlıklarını 9 başlıkta toplamışlar;

- Bu insanların neredeyse hiç biri düzenli olarak egzersiz yapmıyor. Bunun yerine fiziksel aktiviteyi günlük hayatlarının içine yerleştirmişler ve hemen hemen hepsinin bahçesi var.

- Hepsi günün veya haftanın bir bölümünü hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha sakin geçiriyor.

- Hepsinin hayatta bir amaçları, yaşamak için bir nedenleri var.

- Hiç birinin özel bir diyeti yok ama akıllıca yemek yiyorlar. Genelde sebze ağırlıklı bir beslenmeleri var. Özellikle aşırı yemek yemeyi engellemek için geliştirdikleri alışkanlıkları var. Örneğin Okinawalılar'ın tabakları nispeten küçük ve yemek tenceresini masaya getirmek yerine yemeklerini mutfakta tabaklara koyup masaya getiriyorlar.

- Hepsi sosyal bir grubun üyesi, hiç biri soyutlanmış ve yalnız bir yaşam sürmüyor. Genellikle inançlarının etrafında şekillenmiş toplulukları var.

- Uzun vadede belkide en önemli olan konu yakın arkadaşlarınız ve onların alışkanlıkları. Örneğin en yakın 3 arkadaşınız obez ise sizinde aşırı kilolu olma ihtimaliniz %50 artıyor.

Ipad ve Apple



Dün Apple heyecanla beklenen yeni ürünü Ipad'in tanıtımını yaptı. Ben burada özelliklerini falan yazmayacağım, onlar zaten her yerde var. Google'da Ipad yazın tasarımcılarının anne kızlık soyadlarına kadar bulursunuz.

İşin maddi tarafına bakalım. Yukarıdaki grafik toplantı sırasında Apple hisselerinin fiyatı. Toplantı başlayınca fiyat düşmeye başlıyor. Belli ki Ipad yatırımcıların beklentilerini karşılamamış. Ürünün özellikleri anlatıldıkça fiyat yavaş yavaş yukarı doğru çıkmaya başlıyor. Ve Steve Jobs'un $499'luk fiyatı açıklamasıyla fiyat çok ciddi bir işlem hacmi ile fırlıyor. Demek ki fiyat genel olarak beğenilmiş. Grafiği detaylı olarak görmek için üzerine tıklayabilirsiniz.

Benim şimdi merak ettiğim Türkiye'de kaç paraya satılacağı. Bence makul olanı 790 USD.

27.01.2010

Ergene Kaptan

Bundan yıllar önce Cihan'la beraber Antalya'ya gidiyorduk. Tam hatırlamıyorum ama galiba AtlasJet'le uçuyorduk. Hayatımdaki en keyifli ve en eğlenceli uçak yolculuğuydu. Pilot yol boyunca bize şiirler okumuş ve geçtiğimiz bölgeler hakkında hikayeler anlatmıştı. Hatta anlattıklarını daha rahat görebilmemiz için uçağı sağa sola yatırmıştı... Ama asıl bombayı indiğimizde patlattı. Uçak kapıya yanaşırken herkesin kemerlerini bağlamasını özellikle rica ettikten sonra uçağın frenine bastı. Abartmıyorum kemer bağlı olmasına rağmen ön koltuğa yapıştık. Bu hareketin amacını uçak tamamen yanaşmadan bagajlarına saldıranların başına gelebileceklerini göstermek olarak açıklamıştı. Bizim kaptanın Ergene kaptan olduğunu buradaki forumdaki kemalsoylemez'in yorumundan anladım.

Bugün Gani Müjde'nin tweetlerini okurken o yolculuk aklıma geldi. Bizim efsane pilotun önceden yaptıklarının yanında o uçuşta yaptıkları çıtır çerezmiş... Gani Müjde'nin tweetlerinden alıntı yapıyorum;

"Dün Ergene Kaptan'laydık.1964 yılında Mersin'de sevdiği kızın sokağına,jetle yan yatarak giren ve sokağın ucundan çıkan efsaneyle...

Aslında kızı vermemişler.Ama bütün şehir "ver de kurtulalım allahaşkına" deyince babası vermiş kızı.Hala beraberler ve gözleri parlıyor...))

Kızı vermedikleri için kızın denizci assubay dayısıyla ahbap olmuş.Gemiye gidip gelirken Yarbay almayın bunu içeri demiş.Ergene bozulmuş...

Yarbay kaptan köşkünde kitap okurken Ergene, kaptan köşküne pike yapmış.Yarbay köprüden aşağı atlarken ayağını kırmış.Yasak kalkmış tabi.))

Ergene KTHY'ye pilot olmuş.Anonslarda İngilizler'e Kıbrıs'a orduyu Makarios'un çağırdığını söyler,çıkıp mektubun örneğini gösterirmiş.)))"

Prezi ve yenilikçi sunumlar



Eski işimde sabah akşam sunum hazırlıyordum. Bir dönem ciddi ciddi sunumlardan sorumlu devlet bakanı olmuştum. O zamanlar internet bu kadar gelişmemişti ancak taslaklar bulmak için kullanabiliyorduk.

Dün yeni bir web sitesi buldum. Prezi.com. Kullanımı çok kolay, öğrenmek en fazla 10 dakika alıyor. Ortaya çıkan sonuçlar oldukça başarılı. Ticari kullanım dışında ücretsiz kullanabiliyorsunuz. Ücretsiz planda sunumların alt köşesinde prezi.com yazısı yer alıyor ve hazırlanan sunumlar web sitesinden görüntülenebiliyor.Mesela ben yukarıda daha önce hazırlanan Simpsons'larla ilgili bir sunumu paylaştım. Tıklayarak sunum içinde geçiş yapabiliyorsunuz. İşi gereği sıkça sunum hazırlayanlara şiddetle öneririm.

26.01.2010

Klavye



Klavyeme bakarken harflerin sıralanışı ilgimi çekti. Bu harfleri kim, niye böyle dizmiş?

Kimin dizdiğinden çok niye dizdiği daha ilginç. Bizim jenerasyon istisnalar dışında çocukluğunda oyuncak olarak gördü daktiloları. Bizden sonrakiler ancak müzede görür zaten. Daktilolarda yan yana iki harfe aynı anda bastığınız zaman sıkışma gibi bir problemleri vardı. Şahsen annemin iş yerinde oynadığım daktilolarda çok başıma gelmiştir. Oyun oynarken bile can sıkıcı bir durumdur, hızlı hızlı bir şeyler yazmaya çalışırken durum kesin daha vahimdir. İşte bu sıkışmaları engellemek için Christopher Sholes, arkadaşları Carlos Glidden ve Samuel W. Soule ile birlikte İngilizcede sık sık yan yana tekrarlanan harf ikililerini (th, st gibi) daktilonun değişik bölgelerine serpiştirerek bugün kullandığımız Q-klavyenin temellerini 1870lerde atmışlar. Daha sonra daktilonun ticari haklarını onlardan satın alan Remington, harflerin dağılımını biraz daha değiştirerek bugünkü formuna getirmiş.

Tabi sık kullanılan harf ikililerinin ayrı ayrı yerlere serpiştirilmesinin yazım hızını azaltmak ve yazmayı zorlaştırmak gibi bir takım negatif yan etkileri olmuş. İşin kötü tarafı harf dağılımındaki problemler bununla da bitmiyor.

Q-klavyenin bugünkü formunda daha çok kullanılan harfler sol elin kontrol edebileceği bölümde yoğunlaşmıştır. Hatta binlerce İngilizce kelime sadece sol el kullanarak yazılabilirken, sağ elle yazılabilecek kelimelerin sayısı birkaç yüzü geçmez. İnsanların yaklaşık %12'sinin solak olduğunu düşünürsek çok mantıklı bir seçim olmadığını söyleyebiliriz. Klavyeye 3 sıra halinde yerleştirilen tuşlardan en kolay basılanlar orta sıradaki harfler ama en çok kullanılan harfler genelde en üst sıraya yerleştirilmiş. Dikkat ederseniz orta sırada “a” harfinden başka sesli harf yok.

Tasarımdaki bunca problem 1936'da August Dvorak'ı yeni bir klavye tasarımı yapmaya yöneltmiş. Yukarıdaki problemleri gidermek için aşağıdaki klavyeyi geliştirmiş. Denemelerde aşağıdaki klavye Q-klavyeye göre %95 daha hızlıymış. Benzer bir tasarım bizde de 1955'te Erim Tuna tarafından F-klavye olarak yapıldı. Fakat insanların kazandıkları alışkanlıkları değiştirmenin zorluğu bu yeni tasarımların geniş çaplı kullanımının önüne geçmiş.

Dvorak klavyesi daha iyi pazarlanabilseydi belki şimdi aşağıdaki gibi bir klavyeyle yazıyor olacaktım bu satırları.

25.01.2010

Ayna Nöronlar ve Avatar



Avatar'daki Na'vi ırkı beyinlerini fiziksel olarak Pandora'daki diğer canlılara bağlayabiliyorlardı. Filmde Na'vi ırkının beni en çok etkileyen özelliği bu olmuştu. Bu kadar bariz olmasa da bizimde benzer bir yeteneğimiz var. Empati. Biz de karşımızdaki insanın ne hissettiğini, ne düşündüğünü anlayabiliyoruz. Bazı insanlar bu konuda daha başarılı. Hatta Adam Fawer'ın empati romanının konusu da bu. Empati yeteneğimizin bilimsel temeli ayna nöronlara dayanıyor.

Ayna nöronlar kısaca kendi hareket ve duyu organlarımızdan gelen sinyallerle değil, başkasının hareketleri ve hissettikleriyle aktive olan nöronlar. Bu nöronların kendi aralarında kurdukları bağlar sayesinde biz başka insanların yaptıklarını taklit edip, neler hissettiklerini anlayabiliyoruz. VS Ramachandran TED'de yaptığı sunumunda ırkımızın 50.000 yıl önce yaptığı büyük sıçramanın (ateş yakmak, alet kullanmak gibi yeteneklerin aniden hızla yayılması) arkasındaki en önemli faktörün ayna nöronlar olduğunu iddia ediyor.

Özellikle evrim konusuna biraz meraklıysanız sunumu izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

Sunumun bağlantısı için tıklayabilirsiniz.

21.01.2010

Bu ne?



Bunun ne olduğuna dair bir fikriniz var mı? Tahmininizi yapın sonra aşağıdaki bağlantıya devam edin...

Hub Culture ve Istanbul

Hub culture Dünya'da yaşanılacak en iyi şehirleri seçmiş. İlk sırada Sao Paulo var, ikinci sırada Berlin. Istanbul 18. sırada. 2010 Kültür başkenti kontenjanından mı girdik listeye diye merak ettim ama 2009'da da listede Istanbul yine 18. sırada. Listedeki diğer şehirleri merak ediyorsanız buradan bakabilirsiniz.

Hub culture ne iş yapar diyenler burayı inceleyebilir.

20.01.2010

Abdi İpekçi'nin katili

Hiç anmasak onun adını. Anmak zorunda kalırsak "Abdi İpekçi'nin katili" olarak ansak. Anlattığı masalları duymasak, basın giydiği takım elbiseden kaldığı otele kadar haber yapmasa. Yaparlarsa boykot etsek o basın organını. Öyle bir egosantrik katile başka bir ceza gelmiyor aklıma...

19.01.2010

Hrant için Adalet için


Pastel boyalar



Yukarıdaki tablo 100 yıldır pastel boyaların renklerinin artışını gösteriyor. Ortalama her 23 senede renk sayısı ikiye katlanmış.

Bana sorsalar kızların ve erkeklerin kullandığı renkler diye ikiye bölerdim tabloyu. Ortaokuldayken kızlar özenip valiz büyüklüğünde pastel boya kutularıyla gelirlerdi okula, kimin boyası daha çok türünden bir rekabet de söz konusuydu galiba aralarında. Yukarıdaki resimdeki çılgın artışın nedeni de budur bence. Talebi sadece erkekler oluştursa 1935'teki renklerle idare ederdik gibi geliyor bana...

18.01.2010

Dünyanın en büyük disko topu





Michel de Broin, Dünya'nın en büyük disko topunu yapacağını ve bunu Paris semalarında sallandıracağını söylediğinde arkadaşları kendisiyle dalga geçmiş. Michel azimli çocuk, yememiş içmemiş 1000 tane ayna kullanarak 7.5 metre çapında bir disko topu yapmış. Sonrada bunu vinçle 50 metre yüksekte Paris semalarında sergilemiş.

Michel de Broin, eseri Lüksemburg bahçesinin üzerinde sallanırken kendisiyle dalga geçen arkadaşları ne yapıyordu acaba?

Başka resimlerde görmek isteyen aşağıdan devam edebilir...

Interaktif gelin buketi



Görsel olarak çok başarılı değil ama işlevsel olarak mükemmel. Buketin içine beyaz ve mavi renkte LED'ler yerleştirilmiş. Parmağa yerleştirilen alıcı poligraflarda da (yalan makinesi) kullanılan teknolojiyle gelinin ruhsal durumunu ölçüyor. Gelin gerginse beyaz LED'ler, sakinse mavi LED'ler yanıyor.

Aynısından damadın yaka çiçeğine de yapalım. Nikaha kadar damat mavi, gelin beyaz. Nikahtan sonra gelin masmavi, damat bembeyaz dolaşırlar ortalıkta...

16.01.2010

Burger King Bar


Japonya'da Burger King, yeni çıkardığı viski soslu Bourbon Burger'a tamamlayıcı olarak Highball (viski-soda) vermeye başlamış. Bourbon burger ¥150, highball ¥300, yani sırasıyla yaklaşık 2,5 TL ve 5 TL.

Burger King bu son atakla gece alemlerinin yeni adresi olma hevesinde. Resimlerini buradan görebilirsiniz.

13.01.2010

H1N1 - H5N1



Grip virüsleri kuş, domuz gibi isimlerin yanı sıra H1N1, H5N1 gibi kodlarla da isimlendiriliyor. Bu kodlardaki harfler virüs yüzeyinde bulunan hemagglutinin (H) proteini ve neuraminadase (N) enzimlerinin baş harfleri.

Bütün grip virüslerinin yüzeyinde bu enzim ve proteinler var. Virüslerin isimleri de bu enzim ve proteinlerin dizilişlerine göre belirleniyor.

10.01.2010

Nasıl sarhoş oluyoruz?



İçki içtiğimizde sarhoş oluyoruz ama nasıl?  Alkolün vücudumuzdaki yolculuğu midede başlıyor. Midede sindirilen alkol ince bağırsaklarda emilerek kana geçiyor. Boş mideye içtiğimiz zaman daha çabuk sarhoş olmamızın nedeni alkolün hızlı sindirilip kana hemen karışması. Kana karışan alkol karaciğer tarafından metabolize ediliyor. Çoğu insanın karaciğeri bir saatte yaklaşık %40 alkol düzeyinde (rakı, votka v.b.) 1 duble içkiyi metabolize edebilir. Fazlası vucüdumuzda yolculuğuna devam edip beynimizi etkilemeye başlıyor.

Beyinde ilk etkilenen bölüm serebral korteks. Yani beynimizin duyu organlarından gelen sinyalleri inceleyen, düşüncelerimizi oluşturduğumuz ve bir çok istemli kas hareketimizi kontrol eden bölümü. Bu bölüm etkilenince insanın kendine güveni artıyor ve daha konuşkan oluyor. Aynı zamanda karar verme yetimizde de problemler çıkmaya başlıyor. Yani burası "Abicim ben sarhoş değilim" dediğimiz bölüm.

Daha sonra etkilenen bölüm limbik sistem. Hafızamızı ve duygularımızı kontrol eden bölüm. Doğal olarak burası etkilenince hafızamız bulanıyor, hareketlerimiz biraz aşırıya kaçıp sesimizin tonunu kontrol etmekte sıkıntı yaşamaya başlıyoruz. Buraya kadar geldiğimiz noktada problem yok, bildiğimiz "öpücem abicim" noktası. Asıl problem buradan sonra başlıyor.

Alkol almaya devam edersek serebellum etkilenmeye başlıyor. Bu bölümde kaslarımızı kontrol etmeye yarıyor. Bu sefer etki doğrudan denge kaybı.

Bundan sonra alkol hipotalamusu etkiliyor. Vücudumuzun çoğu otomatik fonksiyonunu ve hormonlarımızı kontrol eden bölüm. Bu noktadan sonra durum sakat. Etkiler mide bulantısı, kusma, baş dönmesi. Hormonların etkisiyle de cinsel arzu artıyor ama diğer etkiler nedeniyle performans düşebiliyor.

İçmekte ısrar edersek medulla etkilenmeye başlıyor. Ki bundan sonrası gerçekten tehlikeli çünkü medulla nefes alma, kalp atışı gibi fonksiyonları denetliyor. Medulla etkilenmeye başladığında uykumuz gelmeye başlıyor, başka bir deyişle sızıyoruz. Bu vücudumuzun son savunma mekanizması. İçmeye devam edersek alkolün medulla üzerindeki etkisi ölümcül olabiliyor.

Bunlar beyindeki kısa vadeli etkiler. Uzun vadeli alkol tüketimi beyin hücrelerini öldürüyor. Beyin hücrelerinin yenilenemediğini düşünürsek durum dikkate değer.

Feriköy Pazarı

Feriköy pazarında Cumartesi günleri genelde organik ürünlerin satıldığı Ekolojik Halk Pazarı kuruluyor. Yerini bilmeyenler buradan haritasına bakabilir. 6 Aralıktan beri aynı yerde Pazar günleri de el işleri pazarı kurulmaya başlanmış. Benim de bizim Duygu sayesinde haberim oldu. Pasaj'da sattığı ürünleri pazara da çıkarmış. Bugün satışlar pek başarılı gitmemiş ama ilerleyen haftalar için umut var bence...

Pazarda genel olarak el yapımı ürünler, takılar, antikalar, eski kitaplar ve meraklısının ilgisini çekebilecek bir dolu malzeme var. Fiyatlarda makul seviyelerde. Mesela Dido 10 liraya iki tane kırmızı kül tablası aldı. Bugün hava da güzel olduğu için çok sayıda tezgah vardı, her zaman bu kadar kalabalık olmayabilir. Tezgah açmak isteyenler olursa 1.5x1 metre boyutlarında masa bedeli 30 TL. Detayları ve fotoğrafları Feriköy'de bir Pazar'ın facebook sayfasından bulabilirsiniz.

Gillette'in laneti



Gillette'in son reklam kampanyasında Federer, Tiger Woods, Tierry Henry ve Kenan Sofuoğlu yer almıştı.

Tiger Woods'un başına gelenler malum. Hatta bu sene herhangi bir turnuvaya katılmayacağını açıkladı. Henry İrlanda maçından sonra epey yıprandı. Kenan Sofuoğlu antremanlar sırasında ayak bileğini kırmış. Kısaca üçünün de başına gelmeyen kalmadı. Geriye sağlam bir tek Federer kaldı. Bence gitsin bir kurşun falan döktürsün, ancak böyle kurtulur lanetinden...

8.01.2010

A.R Drone



Her yıl CES zamanı bir dolu yeni malzeme çıkar piyasaya. Cep telefonları ve televizyonlar hariç bir çoğu da Türkiye'ye gelmez. Bence A.R. Drone'da kolay kolay girmez misak-ı milli sınırlarından içeri.

A.R. Drone için gelişmiş bir model helikopter diyebiliriz. Iphone ile kontrol ediliyor. Kamerasıyla aldığı görüntüleri telefonun ekranından görüp, Iphone'un jiroskopik özellikleri sayesinde telefonu hareket ettirerek kullanabiliyorsunuz. Kedinin erişmediği ciğer misali biraz heyecansız yazdım yazıyı.

6.01.2010

formspring.me

Ask me anything http://formspring.me/ftenoz

IBAN



IBAN, International Bank Account Number yani Uluslararası Banka Hesap Numarası'nın ilk harflerinden oluşturulmuş bir kısaltma. Fikir, özellikle uluslararası banka transferlerinde hesap numarasının yanlış verilmesi emek ve zaman kaybına yol açtığı için hesap numaralarını standartlaştırmak için Avrupa Birliği tarafından ortaya atılmış.

Hesap numarasını yanlış verdiğim gibi IBAN numarasını da yanlış verebilirim, ne anladım ben bu standarttan diyebilirsiniz. Demeyin. IBAN numarası kendi içinde hesap numarasının doğruluğunu kontrol edebileceğiniz bazı mekanizmalar barındırıyor.

IBAN numarası 26 haneden oluşuyor. Örneğin;

TR 15 00062 0 0006800006674778

Sırasıyla ilk iki hane ülke kodu, sonraki iki hane kontrol kodu, sonraki beş hane banka kodu, takip eden tek hane rezerv kodu ve son 16 hanede hesap numarasını temsil ediyor.

İlk kontrol mekanizması 3 ve 4. hanedeki kontrol kodu. Hesaplaması için;

1. IBAN'nın ilk dört hanesini silin. 00062 0 0006800006674778
2. Ülke kodunu A harfi 10, Z harfi 35'e denk gelecek şekilde rakkama çevirin. TR = 2927
3. İkinci basamakta bulduğunuz sayının sonuna 00 ekleyin. 292700
4. Üçüncü basamakta bulduğunuz sayıyı ilk basamaktaki rakkama ekleyin. 00062 0 0006800006674778292700
5. Bu rakkamı 97'e bölün ve bölme işleminden kalan'ı 98'den çıkarın. Kalan tek basamaklı bir sayı ise sonuna sıfır ekleyin. (98-83=15)
6. Burada bulduğunuz rakkam IBAN'nın 3 ve 4. hanelerindeki kontrol koduna eşit olmalı.

Kontrol kodunun doğru olduğunu bulduktan sonra ikinci kontrol mekanizması çalışıyor.

1. Yine IBAN'nın ilk dört hanesini silin. 00062 0 0006800006674778
2. Ülke kodunu A harfi 10, Z harfi 35'e denk gelecek şekilde rakkama çevirin. TR = 2927
3. Bu defa İkinci basamakta bulduğunuz sayının sonuna kontrol kodunu da ekliyoruz. 292715
4. Üçüncü basamakta bulduğunuz sayıyı ilk basamaktaki rakkama ekleyin. 00062 0 0006800006674778292715
5. Bu defa dördüncü basamakta çıkan rakkamı 97'e böldüğümüzde kalanın 1 olması gerekiyor.

İşte bu kontrol mekanizmaları sayesinde banka transferlerinde hesap numaraları, benim burada yazdığım işlemler basit bir algoritmayla bir kaç saniyede kontrol edilerek herhangi bir yanlış yapılması engelleniyor.

5.01.2010

3D



Yukarıdaki ESPN'in Amerikan Kolej futbolu ligini yayınlamak için kullandığı 3D kameranın resmi.

Daha Avatar'ın etkisini üzerimden atamadım 3D haberleri üst üste geliyor. Haberin kaynağı engadget. Biz HD yayın geldi memlekete diye sevinirken ESPN, Haziranda ESPN 3D kanalıyla Dünya Kupasını üç boyutlu yayınlayacağını açıklamış. Digitturk'te olur mu acaba, gözlükleri takıp seyretsek evde.

Şoku üzerimden atlatayım evde 3D keyfi ile ilgili yazarım.

4.01.2010

EMG kas sensörü



Twitter'dan bugün bilim insanlarına sallıyordum, yıl 2010 oldu hala etrafta uçan araba göremiyorum diye yukarıdakini görünce bir nebze de olsun utandım.

Elektronik aletleri genelde parmaklarımızla kontrol ediyoruz. Ama ellerimiz dolu olduğunda veya videodaki gibi koşarken bu biraz problem yaratabiliyor. Kollarımıza yerleştirdiğimiz sensörler parmaklarımızı hareket ettirmek istediğimizi algılayıp belirli kontrolleri harekete geçirebiliyor. Sensörler elleriniz boşken, ağır bir nesne taşırken veya elleriniz doluyken çalışabiliyor. Bu sayede koşarken mp3 çalarınızdaki şarkıları sadece parmaklarınızı oynarak değiştirebilir veya elleriniz doluyken yine parmaklarınızı oynatarak arabanızın kapılarını açabilirsiniz. Sensörlerin kablosuz hale gelmesiyle çok daha yaygın kullanım alanları yaratılabilir.