26.02.2010

Bu ne?


İki saat kırk dakika boyunca mouse imlecimin ekran üzerinde izlediği yol. Siyah yuvarlaklar mouse hareketsiz kaldığı zaman oluşuyor. Ortadaki büyük siyah daire öğle yemeği arası. Siz de yapmak isterseniz buradan programı indirebilirsiniz. 

25.02.2010

Hızlı ye, çok uyu obez ol... #2



Önceki yazıda uyku ve yemek hızının obeziteye etkisi vardı. Bu grafik sporun obeziteye etkisi. Bu aslında malumun ilanı, daha çok spor yapan ülkelerin halklarının obezite problemi daha az. Burada dikkat çeken nokta Türkiye'de kişi başı ortalama spor süresinin 5 dakika olması. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri Olimpiyatlarda toplam 88 madalya alabilmemizin bu beş dakikayla bir ilişkisi olmasın? Beden, müzik ve resim derslerini seçmeli yapan Milli Eğitim Bakanlığı okur mu acaba bunları?

Yirmi liralık taraftar

"Taylor raporu, post-Hillsborough sürecinde, bütün stadyumların tümüyle koltuklu olması gerektiği yönünde tavsiyelerde bulundu ve futbol kulüpleri bu tavsiyeyi dinlemeye karar verdi.

... Arsenal'in kendi stadyumunu geliştirmek için seçtiği yöntemler daha da üzücü oldu. Ipswich maçını izlemek bana 25 kuruşa patlamıştı: Arsenal Hisseleri projesine bakılırsa, 1993 yılının Eylül ayından itibaren kapalı tribüne giriş, asgari 1100 sterlin artı bilet fiyatı anlamına geliyor.

... Genç işçi sınıfı ile alt orta sınıf adamlar, karmaşık ve çoğunlukla sıkıntı yaratan bir dizi sorunu da bereberlerinde geitiriyorlar; teknik direktörler ve başkanlar bu insanların ellerindeki şansı teptiklerini söyleyecek olurlarsa hiç de haksız olmazlar. Üstelik yeni hedef kitle olan orta sınıf yanlızca sahada uslu durmakla kalmayacak, daha çok para da ödeyecektir

...büyük futbol stadyumlarında yaşanan keyif kısmen, başkalarını taşımakla başkalarına sırtını dayamanın bir karışımıdır, çünkü koltuksuz tribünlerde dikilmeyen seyirciler, gerekli atmosferi yaratmak için ötekilere muhtaçtır ve bu atmosfer futbolun belkemiğidir. Koltuksuz tribünler kulüpler açısından en az futbolcular kadar önemlidir; bunun sebebi yanlızca, buradaki taraftarların güçlü tezahüratta bulunması veya kulübe büyük paralar kazandırması değil (bunlar da önemsiz değilse ama) onlar olmasa hiç kimsenin maça gitme zahmetine katlanmayacak olmasıdır."

Yukarıdaki alıntı Nick Hornby'nin Arsenal özelinde İngiliz futbolundaki değişimi anlattığı Futbol Ateşi romanınından. Biz bu değişimi yeni yeni yaşıyoruz. Son Bursaspor maçından sonra çıkan "yirmi liralık taraftar" tartışmasına bir de bu açıdan bakmak lazım.

Hızlı ye, çok uyu obez ol...



Geçenlerde TED'de Jamie Oliver'in obeziteye çözüm getirmek hazırladığı projenin sunumunu seyrettim. Kısaca çocuklara yemek yapmayı öğretmenin ve onları fast food'dan uzaklaştırmanın öneminden bahsediyordu. Daha sonra OECD her sene üye ülkelerin sosyal yaşamları hakkında yayınladığı "at a glance" isimli bir rapora bakarken bu sunum aklıma geldi. Bu raporda ülkelerin yemek yemeğe ayırdıkları süre ve obezite ile ilgili verilerde var.

Bu verileri alarak yukarıdaki grafikleri hazırladım. İlk grafikte yatay eksende yemeğe ayrılan zaman, dikey eksende vücut kitle endeksi 30'un üzerinde olan nüfus oranı var. Jamie Oliver'in de belirttiği gibi bu iki verinin arasında negatif bir bağlantı var. Yani yemek yemek ve hazırlamak için ne kadar az zaman harcanırsa obezite oranı o kadar yüksek oluyor. Bu konuda en kötü durumda olan halk Amerika. Toplumun %35'i obeziteden müzdarip. Biz bir çok ülkeye göre çok iyi durumdayız. OECD ülkeleri içinde yemeğe en fazla zamanı ülke olduğumuzu da vurgulamak gerek.

İkinci grafik, uykuyla obezite ilişkisi için. Dikey eksende yine vücut kitle endeksi 30'un üzerinde olan nüfus oranı var ama bu sefer yatay eksende uykuya ayrılan süre var. Uyku süresi ile obezite arasında pozitif bir ilişki var, yani uyku süresi arttıkça obezite de artıyor. Bu verinin tek istisnası Fransızlar. Açık ara en fazla uyuyanlar onlar ama çok fazla obezite problemi yaşamıyorlar. Yemek kültürlerinin bunda büyük etkisi var.

Spor ve gelir düzeyinin etkilerini de merak ediyorum. Verileri bulur bulmaz onları da yazarım.

23.02.2010

Sıvı nitrojenin bilgisayarlar üzerindeki etkisi



Fizikçiler değişik insanlar. Videodaki Oklahama Üniversitesinden fizik profesörü Kieran Mullen. Derse dizüstü bilgisayar getirilmemesiyle ilgili katı kuralları var. Bunu öğrencilerinin kafasına kazımak için eski bir dizüstü bilgisayarı sıvı nitrojene batırdıktan sonra yere vurup parçalıyor. Bildiğin rahatsız.

Lisede bizim fizik derslerimize Ergun Hoca girerdi, kulakları çınlasın. Bizde imkanlar kısıtlı tabi, böyle sıvı nitrojen falan yoktu. Ama olsa eminim çok daha yaratıcı işler yapardı Ergun Hoca.

Dalga dalga Ergenekon

22.02.2010

Pepino


Bu aralar hangi manava gitsem karşıma çıkıyor. Hatta geçen hafta Arkeoloji Müzesi yolunda Eminönü'nde meyve suyu sıkan büfelerde bile vardı. Latince ismi Solanum muricatum, Güney Amerika menşeli bir meyve. Yeni yeni Türkiye'de de üretilmeye başlanmış. Meraklısı varsa balkonda bile yetiştirilebiliyormuş. Kapalı mekanda yetiştirmek isterseniz meyve vermeyip sadece çiçek açıyormuş.

Dün akşam bizim sokaktaki manavda da görünce merak edip aldım. Tadı kavuna benziyor. Ben pek tutmadım. Bir daha da alıp yemem diye düşünüyorum.

20.02.2010

3 dakikalık süpriz



3 Dakikanız varsa ve ilginç bir şeyler öğrenmek istiyorsanız yukarıdaki videoyu seyretmenizi tavsiye ederim. Yarın öbür gün Japonya'da adres aramak zorunda kalırsanız işinize yarayabilir :)

19.02.2010

19 dakika 21 saniye


İsviçre'nin çikolatasıyla çakısından sonra manyağı da meşhur artık. Yukarıda resmini gördüğünüz Peter Colat, daha önce 17 dakika 4 saniye ile David Blaine'e ait olan nefes tutma rekorunu 19 dakika 21 saniyeye çıkarmış.

Normal insanlar en fazla 2-3 dakika nefessiz durabilirken bu rekor nasıl 19:21 olmuş? Vücudumuzdaki oksijen belirli bir seviyenin altına indiğinde nefes almamız için bizi zorlayan bazı mekanizmalar var. Bu rekora ulaşmak için söz konusu mekanizmaları devre dışı bırakmaya yarayan bazı püf noktalar var.

1. Bu tür rekor denemelerinden önce yarışmacılar uzun süre hiperbarik çemberlerde, yani yüksek basınçlı odalarda zaman geçirerek vücutlarının oksijen azlığına daha az tepki vermesini sağlıyorlar. Aynı tekniği profesyonel dağcılarda kullanıyor.

2. Zen teknikleri çalışarak yogiler gibi kan basınçlarını ve nabızlarını düşürmeyi öğreniyorlar. Bu sayede vücudun oksijen ihtiyacı azalıyor.

3. Yarışmaya başlamadan önce 10 dakika boyunca hızlı ve derin bir şekilde saf oksijen soluyarak vücuttaki karbondioksit seviyesini minimuma indiriyorlar. Bu kadar hızlı oksijen almak insanları bayıltabilir, fakat yukarıdaki antremanlar sonucunda etki kol ve bacaklara giren şiddetli kramplarla sınırlı kalıyor.

4. Fakat en kritik nokta bundan sonra. Yarışmacı süreyi uzatmak için suya dalıyor. Suya dalmak memelilerde "dalış refleksi" adı verilen mekanizmayı çalıştırıyor. Vücut suyla, özellikle de soğuk suyla karşılaştığında hayati organlar dışındaki kan akışını durduruyor. Bebeklerin doğum kanalından geçerken hayatta kalabilmeleri için geliştiğine inanılan bu "dalış refleksi", yarışmacıların çok daha uzun süre nefeslerini tutabilmelerini sağlıyor. Karada yapılan denemelerde rekor yaklaşık 10 dakika.

Peki insan uzun vadede sağlığını ciddi anlamda negatif etkileyebilecek rekor denemelerine neden girer?

18.02.2010

Hırsıza yol göstermek... #2


Dana önce yazmıştım hırsıza yol göstermek diye. Adamlara haksızlık etmişim. Onlar dolaylı olarak yardımcı oluyorlardı bu yeni site direk yardım-yataklık yapıyor. TCK'ya göre yargılansalar gün yüzü göremezler vallahi. Web sitesi www.pleaserobme.com . Foursquare ve twitter gibi konum bazlı sitelerden gelen verileri kullanarak evlerinde olmayan kullanıcıları ifşa ediyorlar.

Son model diş macunu


Diş macunu tüplerini böyle yapsınlar, kim sıktı ortasından kavgaları sona ersin. 

15.02.2010

Dom dom kurşunu

Bugün yolda bir yerlerden duydum, İbrahim Tatlıses söylüyordu. Çok da severim bu şarkıyı ama sözlerine dikkat edince bu şarkıyla göbek atmak biraz dengesizlik gibi. Neyse konu bu değil.

Kurşunun adı dom dom olunca zararsız sempatik bir şey gibi algılanıyor ama işin aslı böyle değil. Dom dom kurşunu İngiliz ordusu tarafından Hindistan'daki Dumdum cephaneliğinde üretilmiş. Türkçe'ye girerken biraz deforme olmuş ama adı ilk üretildiği yerden geliyor. Bu tip kurşunlar hedefiyle temas ettikten sonra parçalanarak daha fazla zarar vermek üzere tasarlanmış. Önce ince derili av hayvanları için kullanılmış ama 1890'da Lahey Adalet Divanı bu kurşunların savaşlarda kullanılmasını yasaklayana kadar savaşlarda da kullanılmış. Ama Aşık Mahzuni Şerif'in türküsünde de geçtiği gibi avcılıkta halen kullanılıyor.

Arkeoloji Müzesi


Blog'u bu aralar çok ihmal ettim. Evdeki ikinci bilgisayarı bir an önce tamir ettirmem lazım.

Dün Dido'yla sevgililer günü zulmünden kurtulmak için erkenden attık kendimizi sokağa. Ayrıca yeri gelmişken belirteyim sevgililer günü kutlamama kararımı saygıyla karşılayan bir kadınla evlenmiş olduğum için müteşekkirim. İstanbul'un dört bir yanı ellerinde güllerle dolaşan sevgililer tarafından işgal edilmeden Eminönü'nden yürüyerek Arkeoloji müzesine vardık. Ben en son 4 sene önce gitmiştim. Ondan beri eklenen yeni galeriler var. Özellikle son Marmaray kazılarından çıkan buluntuların sergilendiği bölüm mutlaka görülmeli.

Bizimki müze gezmekten çok yürüyüşün devamı gibi oldu. Çok detaylı incelemeden, ara ara fotoğraf çekerek müzeyi dolaştık. Girişte müze kart aldığımız için ilerleyen haftalarda da gidip daha detaylı gezmeyi planlıyorum. Şimdilik aşağıdaki linkten çektiğim fotoğrafların bazılarını görebilirsiniz...

11.02.2010

Fiber optik google...

Google'ın blogundaki son haberi okurken kelimenin tam anlamıyla gözlerim yerinden fırladı. Açıklama şöyle;
We're planning to build and test ultra high-speed broadband networks in a small number of trial locations across the United States. We'll deliver Internet speeds more than 100 times faster than what most Americans have access to today with 1 gigabit per second, fiber-to-the-home connections. We plan to offer service at a competitive price to at least 50,000 and potentially up to 500,000 people.
 Yani Google kurmayı planladığı yeni fiberoptik alt yapı ile 50,000 ila 500,000 kişiye 1 gigabit hızında internet erişimi sağlamayı planlıyor. Şu anda benim kullandığım bağlantıdan 125 kat daha hızlı, bundan 10 yıl önce kullanılan 33 kbps'den yaklaşık 30.000 kat daha hızlı! Böyle bir bağlantı hızıyla online verilebilecek hizmetlerin sınırı sadece hayal gücü. Google'dan rica etsem bu söz konusu 50,000 kişiden birisi ben olabilir miyim acaba?

10.02.2010

Yılmaz Vural - 20



Dido'yla sabah kahvaltı ederken NTV'de sabah haberlerinde Yılmaz Vural ile ilgili bir haber çıktı. Kendisi futbolla eş durumundan yeni yeni ilgilenmeye başladığı için "Yılmaz Vural daha önce başka hangi takımı çalıştırmıştı?" diye soruverdi. Bu sorunun cevabını değil en kral Türk futbolu uzmanı, bizzat Yılmaz Vural'ın kendisi bile veremez bence. TFF'nin bilgi sayfası bu konularda iyi bir kaynak. Takımları bugünden eskiye doğru kronolojik olarak yazdım;

Kasımpaşa, Kocaelispor, Manisaspor, Antalyaspor, MKE Ankaragücü, Çaykur Rizespor, Adanaspor, Diyarbakırspor, Denizlispor, Bursaspor, Dardanelspor, Konyaspor, Gençlerbirliği, Trabzonspor, Sarıyer, Eskişehirspor, Gaziantep, Bursaspor, Adanaspor, Karşıyaka, Bursaspor, Samsunspor, Antalyaspor, Malatyaspor

Yılmaz Hoca 1987'den beri yirmi ayrı takımda toplam yirmi dört defa görev almış. Detayları merak eden buradan bakabilir.

9.02.2010

Vallahi ben düşünmüştüm...

Bize sucu damacanaları beşer beşer bıraktığı için depolamada sıkıntı çekiyoruz. Damacanaları üst üste koymak için şekilden şekile girmek gerekiyor. Yine böyle damacanalarla güreştiğim bir gün bu fikir benimde aklıma gelmişti. Ama konuyla alakasız olduğum için fikir aşamasında kaldı benimki...



[via: Yanko design]

5.02.2010

Hırsıza yol göstermek...


Eskiden Annaneme gittiğimde bahçe duvarından atlayıp girerdim içeri. Annanemde kızardı hırsıza yol gösterme diye. Benim yaptığım yol göstermekse Steve Randall ve arkadaşı Ted Schwarzkopf'un yaptığı ne acaba?

Bu ikilinin yeni icadı Impressioner, araba anahtarlarının kopyalarını yapabiliyor. Üstelik anahtarın orjinaline de ihtiyacınız yok. Aletin ucundaki tarayıcı ucu kilide sokuyorsunuz. Tarayıcı kilidin içinde hareket ederek anahtarın yapısını çıkarıyor. Daha sonra cihazı USB çıkışından bilgisayara bağlayarak anahtarı otomatik olarak kopyalayabiliyorsunuz. Yapılan prototip şu anda sadece Ford marka arabalarda işe yarıyor.

Güvenlik endişesinin önüne geçmek için iki aşamalı bir sistem düşünülmüş. Birincisi cihazın kötü emellere alet olmasını engellemek için sadece lisanslı çilingirlere satılması. İkincisi cihazın amacı dışında kullanıldığı anlaşıldığında uzaktan etkisiz hale getirilebilmesi.

[via PopularMechanics]

3.02.2010

Bir insanın koşarken ulaşabileceği en yüksek hız nedir?


Şu anda Dünya üzerinde yaşayan en hızlı insan Usain Bolt. Peki ne kadar hızlı koşabiliyor? Yaklaşık 43,8 kilometre/saat.

Koşu hızımız, koşu sırasında zemini itmek için uygulayabildiğimiz güce ve bu gücü ne kadar hızlı uygulayabildiğimize bağlı. Örneğin Usain Bolt saniyenin onda biri kadar bir zamanda yaklaşık bir ton güç uyguluyor. Burada uygulanan gücü arttırmanın yolu kas liflerimizin daha hızlı kasılmalarını sağlamak. Ya da diğer liflere göre daha hızlı kasılan 2X liflerinin oranını arttırmak. Bu yönde yapılan araştırmalar insan vücudunun potansiyelinin 64 km/saat olduğunu söylüyorlar.

Bu potansiyel yakalanabilirse şu anda 9,58 saniye olan 100 metre dünya rekoru 6,53 saniyeye düşebilir. Bu da potansiyelimizle gerçekleştirebildiğimizin farkının ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.

Araştırmaların detaylarına şuradan ulaşılabilir.

[via Wired Science]

Invention of Lying


Çok eğlenceli bir film. Konusu basit; Dünya'da herkes sadece gerçekleri söyleyebilirken bir adam yalan söylemeyi icat ediyor. İnsanlar sadece gerçekleri söyleyebildikleri için sosyal nezaket ve kurgu gibi yetenekleri de yok. Böyle bir dünyada nelerin olmayacağı filmde detay detay verilmiş. Reklamlar, filmler, insanların inançları... Türkiye'de vizyona girmedi ama alternatif yollardan bulunabiliyor.

2.02.2010

Dumansız Hava Sahası


Dumansız Hava Sahasının ne büyük bir nimet olduğunu Cumartesi daha da iyi anladık. Uzun zamandır gece gezmelerini bıraktığımız için gittiğimiz mekanlarda genellikle sigara yasağına uyuluyor. Ama Cumartesi gecesi Cadde'de sigara yasağının geceleri geçerli olmadığını yaşayarak öğrendik. Yoğun şekilde sigara içilen kapalı mekan ne felaketmiş hatırlattılar sağolsunlar; yanan gözler, leş gibi kokan kıyafetler. Tarif edilmez bir işkence. Ben sigara içmediğim için çok objektif değilim zaten bu konuda ama sigara içenlerde Cumartesi gecesi en az benim kadar rahatsız oldular. Sigara yasağının uygulanmasının daha da sıkı takipçisi olacağım bundan sonra. Yaşasın duman avcıları...