30.03.2010

Sayılar ve Doğa


Nature by Numbers from Cristóbal Vila on Vimeo.

Sayıların doğa ile olan ilişkisi çok insana ilham kaynağı olmuştur. Yukarıdaki video Cristóbal Vila'nın bu ilham kaynağından esinlenerek hazırladığı bir animasyon. Fibonacci sayıları, altın oran ve delaunay nirengisi animasyonda kullanılanlardan benim bildiklerim...

29.03.2010

Fiber optik google #2

Daha önce Google'ın kurmaya hazırlandığı 1 gigabit internet alt yapısını yazmıştım. Alttaki resim google'a başvuran toplulukların haritası... 1100'e yakın topluluk ve 194.000 birey başvurmuş. Ben de başvuracaktım ama Türkiye'ye gelmiyorlarmış.

Altın varak...


Organizasyonlarda altın varak saplantılı insanlarla karşılaşıyoruz bazen. Bundan sonraki ilk toplantıda bunu da önermek lazım. Alman malı yenilebilir yemek boyası, gümüş rengi de mevcut... Kullanımı da kolay, sık istediğin malzemeye altın olsun.

Kaybolmayan sakız istiyoruz...

Kaybolmayan sakızı buldular, o konuda problem yok. Bu yere atılmayan sakız... Kullanımı anlatmaya gerek yok herhalde.



26.03.2010

Köpekler



TBWA Toronto'nun Pedigree için yaptığı muhteşem reklam filmi. Super slow motion için saniyede 1000 kare çekim yapan bir kamera kullanılmış...

22.03.2010

Süper hızlı internet

Haber Guardian'ından. İngiltere Başbakanı Gordon Brown'a göre, süper hızlı geniş bant internet bağlantısının yayılması, toplumda elektriğin icadı kadar büyük bir etki yapabilir. Kendisinin verdiği örneğe sağdık kalırsak; taşındığımızda sadece yeni evimizin adresini bir web sitesine girsek ve elektik, su, doğal gaz gibi aldığımız bütün hizmetler otomatik olarak transfer olsa mükemmel olmaz mı? İnsanların hayatını kolaylaştırmak bir yana, tasarruf edilen zaman, kaynaklar... Hayal etmesi bile güzel. Belki de bu yüzden Norveç'te artık geniş bant internet erişimi anayasal hak.

Brown'a göre bunun önündeki tek engel alt yapının yeterince yaygın olmaması. Çözümleri de hazır. 2017'ye kadar ülkenin en az yüzde doksanına saniyede 50 megabit hızda internet bağlantısı ulaştıracaklar. Bu projeyi finanse etmeyi planladıkları yöntem çok tanıdık. Telefonlara getirilecek yıllık £6'luk bir "digital vergi". Hedefledikleri vergi yılda £175 ila £200 milyon. Yani yıllık yaklaşık 460 milyon TL.

Bildiğiniz gibi bizde de benzer bir "dijital vergi" 99 depreminden sonra Özel İletişim Vergisi (ÖİV) adı altında konuldu. Son dört yılın, yıllık ortalama ÖİV geliri ne kadar sizce? 4 milyar 150 milyon TL. Yani İngiltere'nin bütün bu yatırımı finanse etmek için yeterli gördüğü tutarın tam dokuz katı. Bu paradan hem vatandaşların hayatını kolaylaştıracak, hem de devletin kaynaklarını daha efektif kullanmasını sağlayacak böyle bir projeye kaynak yaratılamaz mı?

Son dört yılın vergi gelirlerini merak ediyorsanız şuradan inceleyebilirsiniz.

19.03.2010

360 Paris


Daha önce Prag'ın 360 derece panoramik bir çalışmasının olduğu web sitesini yazmıştım. O resmin boyutları 192.000 x 96.000 pikseldi. Paris için de benzer bir çalışma yapılmış. Boyutları daha da büyük; 354.159 x 75.570 piksel. Siteye buradan erişebilirsiniz. Çalışmanın detaylarını merak ediyorsanız, onlar da burada.

Grubumuzun korsanına ithafen...



Saniyede 500 kare fotoğraf çekebilen yüksek hızlı bir makine ile yapılmış sistem Fransız korsanımızın Beşiktaş yolculuklarına çare olabilir. 200 sayfalık bir kitabı yaklaşık bir dakikada tarayabiliyor.

Fasulyaaa



Uzun zamandır gittiğim en komik filmlerden biriydi. İlk üçe rahat girer. Şiddetle tavsiye edilir.

16.03.2010

Akvaryum



Japonlara taktım bugün. Yukarıdaki muhteşem görüntüler Okinawa Churaumi akvaryumundan. Web sitesi buradan görülebilir. Yetişkinler için giriş ücreti 1.260 yen, yani yaklaşık 20 TL. Bizim Turkuazoo'dan daha ucuz.

Videodaki akvaryumun adı "Kuroshio denizi". Dünyanın ikinci büyük akvaryumu. Yedi buçuk milyon ton su alıyorve içerisinde yetmişe yakın tür var. Gördüğünüz akrilik cam panelin boyutları 8,2 metreye 22,5 metre, kalınlığı ise 60 santim.

Japonlar



Bu Japonlar gerçekten acayip bir millet. Bizim çocukluğumuzda futbola sarmışlardı. Tsubasa vuruşu falan vardı, topun şekli şemali değişirdi. Kaleci topu tuttuktan sonra top elinde dönmeye devam ederdi. Videoda da görebileceğiniz gibi şimdilerde tenise takmışlar. Yalnız abartının dozu biraz daha artmış. Adam bir topa vuruyor dünyanın milyar yıllık tarihi rakibin gözünden film şeridi gibi geçiyor, üzerine dinozorlar hücum ediyor. Gerçekten acayipler...

12.03.2010

Ben de uçarım


Daha öncede bir çok firma ve kuruluş Jetpack'ler üzerine çalışmışlardı ama ticari olarak satışa sunulan ilk ürün Martin Jetpack'den geldi. Maliyeti 86,000 USD. Lüks bir spor arabayla kıyaslandığında çok para değil. 

Ürün FAA Part 103 standartlarına uygun olarak üretildiği için pilotluk bröveniz olmadan kullanabiliyorsunuz. Sadece ürününüzü teslim almadan önce Martin Jetpack tarafından verilen bir eğitim programına katılıyorsunuz. 

Yaklaşık 19 litre benzin alıyor ve bu benzinle 30 dakika uçabiliyorsunuz. Maksimum hızı saatte 100 kilometre. Yani bir depo benzinle 50 kilometre yol alabilirsiniz. Google Earth ile ölçtüm, benim ev ile ofis arası kuş uçuşu 8 kilometre, yani yaklaşık 5 dakikada evden işe gelebiliyorum, bir depo 3 gün yetiyor, günlük yol paramda yaklaşık 20 TL oluyor. Vallahi süpermiş... Fiyatı da uygun olsa ne acayip manzara olur sabahları, boğazın üzerinde uçan binlerce insan.

Detaylarını incelemek isteyenler buradan bakabilir.

LED'li topuklar


Daha önce çoluk çocuk ayakkabılarında görmeye alıştığımız LED ışıklar, kadın ayakkabılarına da bulaşmış... Alıp giyen olur mu bilmem.

11.03.2010

Bugün hangi filmi seyretsem?

Çevremdeki bir çok insanın en çok zaman ayırdığı aktivite film seyretmek. Memleketteki gelişmiş korsan endüstrinin bu duruma etkisi büyük. Ama şimdilik konu korsan değil. Yeni bir arama motoru.  Adı Jinni. Adresi http://www.jinni.com.

Nasıl bir film seyretmek istediğiniz ile ilgili kelimeleri veya seyretmek istediğiniz oyuncuları girdiğinizde bu konuyla ilgili filmleri öneriyor. Gelen önerileri soldaki menüden modunuza, filmin türüne, çekildiği zamana göre kategorize edebiliyorsunuz. Örneğin yukarıdaki resim Jinni'de "racisim" aramasının sonuçları.

5.03.2010

Yemek kültürü 2030

Philips Design bir çok konuda konsept tasarımlar yapıyor. Bunların bazıları daha sonra üretilip pazara sunuluyor. Aşağıdaki resimler gelecekteki yemek kültürümüzü yakından ilgilendirebilir. Şimdilik  arkadaş arasında yapılan "ileride haplarla besleneceğiz" geyiğinin görselleştirilmiş halleri. Bu tasarımlar  hazırlanırken şu anda toplumda gözlenen organik yemek, engelleyici ilaç kullanımı gibi trendler,  ileride karşımıza çıkacak kullanılabilir tarımsal alan kıtlığı, yükselen yiyecek fiyatları ile ilgili problemler ve ürünlere uygulanacak genetik modifikasyonlar ve diğer teknolojik gelişmeler göz önünde bulunduruluyor.


Bu resim moleküler gastronomiden ilham alınarak oluşturulmuş yemek yazıcısı. İçine koyduğunuz malzemeleri kullanarak aşağıda gördüğünüz "yemekleri" yapıyor.



Aşağıdaki resimde yemek tahtası da üzerine koyduğumuz yiyeceklerin besin değerlerini gösteriyor. 


Rıdvan

Papazın çayırı blogundan, noktasına virgülüne dokunmadan;

Anneannemin yüzünde kocaman bir gülümseme, hepimizin kapının önündeyiz, annem de bana tatlı tatlı bakıyor. Allahım bir heyecan sarıyor ki beni, belli afilisinden bir hediye gelmiş. Bacak kadarız ama biliyoruz kardeşim, Anneannem ne zaman yüzünde o ifadeyle gelse, annem ne zaman bana öyle baksa, hoş bir oyuncak benim olmuş oluyor. Heyecanlanıyorum heyecanlanmasına da, bu sefer ki hediye belli ki biraz farklı. Yeşil bir poşetin içinde yaldızlı bir ambalaj var. Biraz şevkim kırılıyor, gömlek mömlek, o tipte bir şey olabilir, onların da oynanacak bir tarafı yok, bir kere usulen giyiliyor sonra da zamanı geldikçe giyilmeye devam ediyorlar. Çok büyük bir merakım yok gömleklere, kazaklara veya o tipte herhangi bir oyunda kullanılamayacak mamüllere karşı, belki bir He-Man oyuncağı veya asker seti çok daha mutlu edecek. Salona geçiyorum, gözler hala üstümde, poşetten ambalajı çıkartıyor sonra o yaldızlı ambalajı hop diye yırtarak açıyorum. Çığlık atmamak içten değil.” Anneanneeee” Kadıncağızın kucağa uçuyorum. Elimden bırakılamaz, definelerin definesi, güzellerin en güzeli, mahallenin bütün çocuklarına havayı basıcam. Tekrar bakıyorum, Allahım o benim, bir Fenerbahçe forması. Üstelik alalade de değil, arkasında kocaman 8 rakamı yazıyor. Rıdvan’ın forması.

İlk giydiğim günden sonra çok uzun bir süre neredeyse üstümden hiç çıkarmıyorum. Bulduğum her fırsatta, her aralıkta, her mümkün zamanda o formayı giyiyorum. Şayet yıkandıysa, kurumadıysa, Annem “Hep bunu giyiyorsun başka şey giy artık” diye söylenmediyse, bir kere daha giymemem için saklamadıysa, “kokucaksın artık” diye dırdırlanmaya başlamadıysa ve bu tipte doğaüstü felaketler ve tabii afetler başımıza musallat olmadıysa ben ve üç parçalı sarı – lacivert alabildiğine çakma, sanıyorum pamuklu Fenerbahçe formam ayrılmaz bir bütünün parçalarıyız, etle tırnak gibiyiz, kimseyi tanımadım senden daha güzel şarkısının erken dönem varyantından ibaretiz.

Hastasıyım lan Rıdvan’ın. Gırgır’da “En Kahraman Rıdvan” serisi var. O Rıdvan olduğundan onu da okuyorum. Şeytan Rıdvan’ı izlemek için peder beyefendiyle İstanbul’a gittiğimizde gözümü ondan alamıyorum. Öyle çok futbol bildiğimden değil, ne bileyim yahu 8 yaşında futbol hakkında, ama Rıdvan okulda yeni öğrenmeye başladığımız Atatürk gibi bir şey, öyle bir futbolcu olamaz. Rıdvan dünyanın en iyisidir, Rıdvan herkesden hızlı koşar, herkesi geçer, en olmayacak yerden en olmayacak pası verir, bir anda fırtına gibi defansın üstüne doğru koştuğunda rakip takımın yapacak hiçbir şeyi yoktur.

Benim saçlarım kıvırcık, Rıdvan’ın saçları gibi koşarken dalgalanmıyor, kanat çırpan kuşlar gibi gözükmüyor. Ben biraz ağırım Rıdvan uçak gibi. Ben öyle şık plaseler yapamıyorum, pabucun ucuyla Allah ne verdiyse topa vuruyorum, Rıdvan ayağının içiyle topu karşı kaleye yuvarlıyor. Bir de ben her gol attıktan sonra Rıdvaaaaaan diye bağırıyorum, Rıdvan gol attığında bütün stad bağırıyor. Bu tip küçük farklar dışında Rıdvan ile ben biriz, bütün Fenerbahçeli tanıdığım çocuklar bir, herkes sokakta oynarken “Rıdvan” diye ünlüyor, çünkü hepimiz Fenerbahçeliyiz, hepimiz bu sarı lacivert renklere aşığız ve karşımızda Gassaraylı çocukları gördüğümüzde sağlarından sollarından golleri boşaltmaktan manyakça bir zevk alıyoruz.

Ha bir fark daha var, ben hiçbir Galatasaraylı tanıdığım çocuğu Rıdvan’ın Hayrettin’i dellendirişi gibi dellendirdiğimi hatırlamıyorum, eh bu da Rıdvan’la farklar kümemizin doğal elemanı olsun.

Hayatımın en acı, en kötü anları değil belki ama, o devirler için kesinlikle kayda değer acıları Rıdvan’ın sahalara dönecek, yeniden sakatlandı haberleri ile birlikte geçti. İnsan medyaya düşman olur, gazeteleri yakası gelir. Bir gün elinize alıyorsunuz, hemen en arka sayfayı açıyorsunuz, bir haber Rıdvan sahalara dönüyor, antremana çıktı, sevinçten içim içimi yiyor. Sahaya çıkacak, bir kere daha herkesi çalıma dizecek, golleri izleyeceğiz, öbürsü gün Rıdvan gene sakat. Menisküs diye bir bela var, ne olduğunu anlamıyorum, sorduğumda da tatmin edici bir cevap alamıyorum ama öyle bir bela ki bu Rıdvan’a musallat olmuş, sahada uçuşmasına mani oluyor, onun sarı lacivert çubuklu forma ile sahaya süzülen bir kuş gibi inmesini bir türlü izlettirmiyor bize. Nedir ne değildir bilmiyorum ama felaket derecede nefret ediyorum. Bir bu menisküsten, bir Rıdvan’ı sakatlayan Trabzonlu Yesiç’ten bir de Pazar günleri Red-Kit’in bitmesinden sonra başlayan klasik müzik programından, haftasonu ödevini yapmam gerekiyor.

O zamanlar benim ve çevremde tanıdığım tüm Fenerbahçelilerin futbola karşı bir aşkları varsa, o aşkın bütün önemli hikayeleri Rıdvan’lı anılardan mürekkeptir. Elbette başka güzellikler gördük, bir Gençlerbirliği maçından önce ısınma sırasında Jay Jay Okocha’nın topu 20 kere filan sektirip sonra ensesinde durdurması, Nielsen’in sol ayağıyla çektiği bir şutun rakibin midesine inmesi ve adamcağızın yere iki seksen uzanması, efsane takımdan Tony Schumacher’in sapsarı forması, kabus gibi geçen 90larda Oğuz’un sahanın her yanına attığı diagonal paslar, Uche- Högh, Nasıl koydu ama Aykut Kocaman, sayarız da sayarız, bileşkesinde en heyecanlı anlatacaklarımız Rıdvan’dan başlar, Rıdvan’la biter. Rıdvan bir insanın ilk kez Moonlight Sonata dinlemesi gibidir, Bach’ın Air’ini duyan birinin klasik müzik hakkında tekrar düşünmesidir, Jazz’a Ella ve Frank’i dinleyerek başlamak, Metallica’nın Black albümüne sahip olmaktır. Rıdvan Fenerbahçeliler için ilk sahip oldukları bilgisayardır, Amiga 500’de oynanan Sensible Soccer’dır, ilk kurulan internet bağlantısı, televizyonda Red-Kit’in başlaması, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını okumak veya o unutulmaz Pal Sokağı Çocukları romanıdır.

Rıdvan’ın Fenerbahçeliler için durumu böyle olduğu için de, bir gizli hazine gibi, dini bir menkibe gibi, sümme haşa sahabenin Hz. Ali’yi görmesi gibi, dilimizin dönmediği, anlatmaya bile cesaret bulamadığımız bir kutsi konuya döner. Biz Rıdvan’ı Fenerbahçelilerle hadisler aracılığıyla konuşur, anıları canlandırır, sağdan soldan her yönden bulduğumuz küçük detaylarla birbirimize izah eder, ne gördüğümüzü tarife çalışırız. Zira bu anılar, tespitler ve muhabbetler yekünü bir futbol muhabbetinin anılar bölümüne tekabül etmez, bizler bu anılar, tespitler, cümleler, maç günü hatıratıyla birbirimize kutsalımızı izah etmeye, onu övmeye, onu olduğu gibi göstermeye gayret ederiz. Bu cemaate girmemiş, o kutlu günlerde o şekilde olanı izlememiş insanların bunu anlama şansı bulunmaz, diyelim siz 3 Mayıs’taki maçı izlemek yerine okulda çelik çomak oynadınız, benim size Rıdvan’ın ne olduğunu izah etmem bu saatten sonra bu evrende mümkün değildir. Belki bir duygu yaratabilirim, gerçeğin kenarını görebilirsiniz, bizim gördüğümüz bütünün, batın olanın yanından bile geçemezsiniz.

Dikkat edin, Fenerbahçeliler Rıdvan ile ilgili yazılar yazarlar, bloglarda, gazetelerde bir maç anısını anlatır, ne günlerdi o günler diye başlayan, vay babalar tonlu makaleler düzerler, hiç kimse bir kutsalı tarif etmeye kalkacak kadar şaşırmış olamaz. O kadar çok hikaye anlatıp, o kadar az hak ettiği sıfatları kullandık ki Rıdvan için, bir araba insan neredeyse “iyi bir futbolcu” zannedecek onu, hadi biraz hızlı, bileği yumuşak, kıvrak bir adam ama hepsi bu. Değil kardeşim, Rıdvan iyi bir futbolcu filan değil, Rıdvan hızlı, bileği yumuşak, kıvrak ve zeki bir adamdan ibaret değil, Rıdvan bizim futbola aşkımızın cisimleşmiş halidir, bu futbolu iyi, güzel, değerli, bir aşkın konusu yapabilecek bütün deruni duyguların somutlaşmış karakteridir

Nedir Rıdvan?

Don Kişot’u yel değirmenlerine karşı kavga eden bir şövalye özentisi sanıp paketleyip koyamazsınız, Gregor Samsa böcekleşmiş bir adam değildir, Werther hiçbir dönemde karının tekine aşık olup intihara kalkışmış bir fani veya Paphnuce Thais aşkından delilere dönmüş bir manyak filan olamaz. Eğer bu karakterlere böyle bakıyorsanız, bu düzeyden bir güzel duyguyu, temel bir erdemi, bir varoluşsal ahlaki kavramı anlamanız mümkün değildir, Rıdvan’a da bu açıdan bakamazsınız, ona yalnızca bir futbolcu demek, Don Kişot’u eşek üstünde giden bir adama çevirmekten ibarettir. Görüneni ifade eder, gerçeği değil.

Rıdvan önce zerafettir. Rıdvan sahanın içerisinde koşturan herkesin üstünde yükselen ve zerafeti ile, nezaketi ile her birimizin olabileceğinin üstünde sıyrılan, yeteneği, azmi ve zekasıyla bir şövalyelik değerine tekabül eden bir modern çağ kahramanıdır. Rıdvan kötülük yapmaz, fenalıktan uzak durur, o yeteneği ile karşıdakini geçer, kaba kuvvetiyle, Alman fiziğiyle, kondisyon bindirmeleriyle değil, güzellik ve zeka karışımı hareketlerle karşıdakini alt eder. Onun üstüne saldırırlar, bacağına dalarlar, formasından tutarlar, çekiştirip bir kenara atmaya kalkışırlar, onu yakalayamazlar, ona el süremezler, ona dokunamazlar. O saha içerisinde dolaşan bir melek gibidir, Şeytan denmesiyse boşa değil, adamı yakar.

Rıdvan bir ahlak sembolüdür, sarı – lacivert forma içerisinde yüzünde tebessümüyle karşıdakinin elini sıkarken bir centilmenlik anlaşması yapar, ben seni yenmek için bu maç elimden gelen her şeyi yapacağım der, beni göremeyeceksiniz, bana yaklaşamayacaksınız ve sizin kanatlarınızdan bir rüzgar gibi uçup kalenize gideceğim, öyle paslar vereceğim ki engel olamayacaksınız ancak ben size düşman değilim, ben bunları yapmaktan zevk alıyor ve mutlu oluyorum, ben bu işi iyi yapıyorum.

Karşıdakiyle kişisel bir şey yoktur, onlar da ellerinden geleni yapmaktadırlar, Rıdvan karşıdakine zarar vermeden bunları yapmaya yönelmiştir, o işini iyi yapar, o işini iyi yapmanın, zerafetle, efendice yapmanın sembolüdür.

Ve öyle güzeldir ki bu şövalye ahlakını, futbol bushidosunu izlemek, bizler futbolun kendisinden büyük bir şeylere tekabül edebileceğini, iyiyle kötü, doğru ile yanlış, ahlaklıyla ahlaksız, zarifle kaba arasında bir seçenekler şemasına tekabül edebileceğine inanırız. Öyle güzeldir ki, Hayrettin kalesinden çıkıp dövmek için saldırdığında ona dahi kızamayız, çaresizliği içerisinde böyle acınacak bir hale düşmesine önce şok oluruz, sonraki yıllarda da kahkahalarla anlatırız.

Rıdvan bayraktır, Rıdvan formadır, Rıdvan kendisinden sonra her 8 numaralı formayı giyecek olan adamın önündeki sorumluluk alanıdır, bir sınır boyudur. Her 8 numaralı formayı görüşümüzde biz o formayı giyenle Rıdvan’ı karşılaştırırız, Rıdvan gibi olamazsa ayıplar, onun gibi ahlaklı ve zarif bir şekilde oynayamazsa o formayı ona yakıştırmayız. Çok hızlı, çok becerikli, gol yollarında etkin filan olması da gerekmez, böylesi haksızlık olur, ancak o ahlakı, o ruhu vermesini biz talep ederiz.

Rıdvan, Fenerbahçe hakkındaki güzel anılarımızdır. En kötü zamanda dahi hatırladığımızda yüzümde gülücükler açtırandır, kimsenin atamadığı çalımı atan, kimsenin veremediği pası veren, kimsenin koşamadığı gibi koşandır.

Benim canım acıyor kardeşim, “Yapsana. Olsana Barcelona’ya teknik direktör” cümlesini okuduğumda. Eusebio'ya dönüp "Real'i yönetsene" diyemezsiniz, George Best Manchester'ı Allah günü eleştirdi kimsenin aklına "Manchester'ı yönetsene, olsana" diye yazı yazmak gelmedi, hiç kimse Pele'ye dönüp de "Hadi git Milan'ı çalıştır sıkıyorsa" demez, diyemez.

Rıdvan Barcelona’nın herhangi bir teknik direktöründen daha fazlasıdır, Türkiye’de futbolu divan edebiyatının bir parçası haline getiren, golü zafer kelimesine, topu aşka evriltendir.

"Olsana" değil,

Sarı Lacivert yalnızca iki adet renk kardeşim, futbola duyduğumuz aşk olur içinde Rıdvan olunca. "

3.03.2010

Bilinmeyen numaralar

Eskiden bir 118'imiz vardı arardık, ulaşamazdık. Ulaştığımızda telefona çıkan teyzelerle iletişim kurmak neredeyse imkansızdı. Şimdi devir değişti, televizyonda bilinmeyen numaralar hizmeti veren şirketlerin reklamları dönüyor.

Telekomünikasyon Kurumu, televizyonda sık sık reklamını gördüğümüz 11880'de dahil olmak üzere toplam 8 firmaya rehberlik hizmetleri yapmaları için lisans vermiş. Firmaların listesi buradan incelenebilir. Bunlardan ayrı olarak Türk Telekom ve 3 GSM operatörüne de bu konuda hizmet verebilmeleri için hak tanımış. Serbest piyasa ekonomisi kuralları gereğince her şirket kendi fiyatlarını belirlemekte serbest. Televizyonda reklamına rastladığım ikinci firma 11818 yani asistTT, %100 Türk Telekom iştiraki.

Bulabildiğim fiyat tarifeleri;

1. 11818
2. 11824
3. 11881 - 11883

Eric Schmidt

Bilmeyenler için Eric Schmidt, Google'ın CEO'su. Para insanı nasıl değiştiriyor.

1986


2010



Trafik kazaları 2009


Veriler Trafik Araştırma Merkezi Müdürlüğünden, görselleştirme benden. Resmin üzerine tıklayarak daha rahat okunabilir halini görebilirsiniz. Veri ile ilgili detayları buradan indirebilirsiniz. Trafik kazalarında ölen insan sayısı beklediğimden çok daha az. Metodoloji ile ilgili bilgi olmadığı için hastaneye sevk edilirken veya hastanede hayatını kaybedenler bu sayıya dahil mi bilmiyorum. Tahminimce bu sayıya sadece kaza anında hayatını kaybedenler dahil.

İş yerinde uyumak isteyenlere

Gün içinde yapılacak kısa şekerlemeler öğrenme kapasitesini ciddi anlamda arttırıyor. Bununla ilgili yakın zamanda Kaliforniya Üniversitesinde yapılan bir çalışma da var. Dileyen buradan okuyabilir. Çalışan insanlar için gün içinde rahat rahat uyumak pek mümkün değil.

Kendi odanız olsa bile, uzun süreli sessizlikten uyuduğunuz anlaşılabilir. Bu sorunu çözmek için inap@work programını önerebilirim.  Ayarladığınız parametrelere göre çıkardığı seslerle çalışıyormuşsunuz izlenimini veriyor. Malesef sadece Iphone ile çalışıyor. Itunes'dan satın alınabilir.

 

2.03.2010

Kısa kısa #1

1. Pisuvar problemlerine matematiksel yaklaşım. http://blog.xkcd.com/2009/09/02/urinal-protocol-vulnerability/

2. İki ayrı renk testi. http://www.careerpath.com/career-tests/colorcareercounselor.aspx ve http://splash.clubdevo.com/colorstudy/

3. Komplo teorilerinin olmazsa olmazları.

Yüksek gerilim



Tepemizden geçen yüksek gerilim hatlarının potansiyellerini gösteren bir video. Üstlerine düşen ağaç dalını nasıl 15 saniyede güneş görmüş vampire çeviriyorlar.

1.03.2010

İngilizcesini ilerletmek isteyenlere

yine bir internet sitesi önerisi:

http://www.lyricstraining.com/

Sağ üst tarafta “create account” kısmından kayıt olduktan kullanmaya başlayabiliyorsunuz.
Mantık basit. İstediğiniz bir şarkıyı tıklayın. Altından istediğiniz seviyeyi seçin. Şarkı çalarken aşağıdaki boşlukları doldurun.

Sözleri kaçırırsanız şarkı otomatik olarak duruyor. Tekrar dinlemek için silme tuşuna basabilirsiniz. Bir de bütün "i" harfleri için türkçe klavyelerde "ı" tuşunu kullanmanız lazım.